Pages

1 Ağustos 2013 Perşembe

Gri Çocuk

Gönderen Nifusu zaman: 19:33 0 yorum
Şehrin kirli sokaklarında
Temiz hayallerin olması mümkün değildi.
Mesela babam işten dönerken
Kırmızı bir bisikletle çıkagelmezdi.
Lakin bir akşamüstü
Ansızın alıp giderdim
Cemil’in bisikletini...
Mavi göklü, güneşli,
Sırnaşık kuşları olan,
Temiz sokaklara…

Alıp giderdim dediysem,
Çalıp giderdim.

Rüzgâra karşı sürerdim.
Islığım dilimin ucunda
Pamuklu şeker kıvamında
Eriyip giderken…
Sıcak camların önünden geçerdim.
Tarçın kokuları yükselirdi mutfaklardan
Tarçınlı keki hiç yemesem de severdim.

Sonra hiç tiksinmeden,
Aşağılamadan…
Seslenirdi kırmızı ojeli bir kadın:
_Hey çocuk! Güneşe benden selam söyle.

Gülerdik nemli nemli…
Ki hesapsız gülmek güzel şeydi.

Tam kucaklarken ben güneşi
Keskin bir sıcaklık dişlerdi ensemi…
_Kalk! Şu kitapları sobaya at…
_Ateş alevlensin…
_Okuyacağın yok zaten senin…
Derdi siyah adam.

Ben gri çocuk…
İkiletmeden yapardım söylediklerini.

Yandıkça hayallerim
Korkunç çıtırtılarla
Ki ben inanırdım kitapların yaşadığına…
Umulmaz bir kin alevlenirdi
Kirpiklerimin kıyısında siyaha.

Ben gri çocuk…
Dar, kıvrımlı, sapaksız
Uzun zaman geçti aradan
Büyümedim hiç…
Bisiklet sürmeyi de bilmem.
Lakin ne zaman
Kırmızı ojeli bir kadın görsem
Yeşerir içimde
Kirli yüzlü…
Gülen gözlü…
Güneşe giden şeffaf çocuklar.








29 Temmuz 2013 Pazartesi

Kağıttan Gemiler

Gönderen Nifusu zaman: 15:30 0 yorum

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Ölen Çizgiler

Gönderen Nifusu zaman: 19:16 0 yorum
Düşlerini sevdim ben
Bir de gülüşlerini…
Kaldığım merdiven altı tenhalıkların.

Sersiz bir yaz yağmuru gibi
Nizamsız yağarken öfke, kin ve nefret…
Öldüğüm karanlıkların
Namluya sürülmüş ıslığını sevdim.

Kitap aralarında unutulmuş
Mühim notlar kadar
Çelişkiliydi yeryüzündeki aksim

Kaldı ki yol ortasına serilmiş
Çıplak beyaz çizgiler kadar
Keskin ve namuslu idim.

Öldüm…
Gözlerimin içinde
Şafak sökerken…
Ben öldüm.

Kanım bildiğin kan rengiydi
Abartmaya gerek yok…
Sarılsan…
Sarılsan da ölürdüm.

Tekneler salınırdı
Dingin ılık feryatlarında
Ben yine de ölürdüm.

Mavi-beyaz ölürdüm
Kırmızıya bulanmış
Gündüzün kirli karanlığında.





22 Haziran 2013 Cumartesi

Suskunluklar...

Gönderen Nifusu zaman: 21:34 0 yorum
En çok suskunluklar canımı yaktı benim
Cadde ağzında dumanı tüten bir cigara gibi.
Anlamadım suskunlukların failli, şahitli,
Ulu orta çırılçıplak cinayetlerini.

Kanayan soluğumun düşü sandım 
Katillerin pervasız ayak izlerini.
Saklandım bir serçenin bakışından,
Rüzgarın fütursuz akışından.

Suskunluklar
Bir damla gibi süzülürken kıvrımlı yataklarından
Huzurlu, sakin ve dingin...
Başlangıcı olduklarından habersizlerdi
Zihnimdeki tarifsiz depremlerin.

Büyürdü hiç durmadan içimdeki karanlıklar 
Ve tılsımlı bukleli mürdüm korkular,
Büyüdükçe ana rahminde
Yetim kalmış masum suskunluklar.

Hayattaki ilk ve beceriksiz adımlarımlarımla 
Kaçmaya çalışırken ben suskunluklardan
Kızmış bir kovan dolusu arı gibi
Sokmasalardı beni  yumuk ayaklarımdan
Korkmazdım anlık suskunluklardan...

Hatta susmasaydı ölenler sonsuza kadar
Severdim inan suskunlukları
Sevdiğim kadar babamın hayata attığı çelmeleri








1 Haziran 2013 Cumartesi

Gezi Parkı

Gönderen Nifusu zaman: 22:38 0 yorum

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Gönderen Nifusu zaman: 16:36 0 yorum

26 Mayıs 2013 Pazar

Hecesiz

Gönderen Nifusu zaman: 01:27 0 yorum
Hecesi yok bu kentin
Her sokak sessiz, her köşe ıssız

Kentte, gözyaşı kokusu var biraz…
Bir lanet gibi sinmiş maskelilerin isi.
Biraz yapışık, apışık bir hava,
Ayrılık mavisi bir dirhem gök…

Üfürüp uçurmuş penceremizde asılı yıldızları
Gecenin karanlık sızılı yüzlü çocukları…
Ve anneler yastık altlarına saklamış
Sıcacık taze ekmeklerden artakalan mutlulukları
Biriksin diye teli kopmuş günlerimiz için…

Bilemem bu sebepten midir
Çetrefilli yavan geçmişlerimiz,
İstisnasız her akşam kapı ağzında
Elma şekeri bisikletlileri bekleyişlerimiz?

Tercihen kalabalık gürültülü yalnızlıklar değildi
Suda yüzen kağıttan kayıklarımıza bakarken düşlediğimiz.
Ve yüzümüzdeki parçalı bulutlu ifadeden belliydi
Musalla taşında unutulmuş bu kenti sevmediğimiz.

Kitap aralarına pervasızca serilmiş
İki satırlık acemi şiirler gibiydi dostluklar,
Silik ve karalanmış bu saman sarısı kentin
Cılız hasta lambalar ile aydınlatılmış çıkmaz sokaklarında.

Üşüyordu işte üşenmez arsız sarmaşıklar
Düşerken nifak tohumları balkonlarda asılı saksılara
Ve günah ile sevap aynı anda yükseliyordu
Bacaları cilveli kurumlarla dolmuş çatılardan.

Gülücükler vefasız bir evlat gibi
İncecik bir yoldan yüreğimizi terk ederken
Kaybetti bu şehir dolgun pembe dudaklarını
Bir kumar masasının keskin sırtı üstünde.

Ve hepimiz geçmiş kuşakların
Köprü altı küfürlü bilgeliğiyle anladık:
Hecesi yok bu kentin...
Dili yok, dimağı yok…
Dünü çok… Yarını yok.
 

Nifusu Copyright © 2011 Design by Ipietoon Blogger Template | web hosting